Vücut nasıl enerji depolar
Beslenmemizin sağladığı enerji ağırlıklı olarak karbonhidrat
ve yağlardan gelir. Bu vücutta gereksinim duyuluncaya kadar depolanır.
Karbonhidratlar, şekerler ya da nişastalar, vücutta glikojen olarak depolanır,
bunlar çok sayıda glikoz molekülünün bir araya gelmesinden oluşurlar. Bir kısım
glikojen karaciğerde depolanır, bu depolanan glikozdan kan düzeyi glikozu
sürekli tamamlanır ve böylece beyin için gerekli olan glikoz desteği sağlanır.
Glikojenin arta kalanı, ve çoğunluğu kaslarda depo edilir.
Glikojenle birlikte suda depolanır; bu her bir gram glikojen
için üç gram sudur. Sadece bir ya da iki antrenmandan sonra görülen kilo kaybı
kullanılan yakıt depolarıyla ter olarak atılmış suyun bileşimidir.
Yağ, adipoz dokuda ve kas hücrelerinde depolanır. Adipoz doku hücreleri basitçe
ifade edilirse, yağ alımımızı arttırdığımızda büyüyen azalttığımızda da küçülen
yağ depolarıdır. Yağ molekülleri yağ asitleri ve gliserole dönüşmek üzere
parçalanırlar. Sonra bunlar da kaslarda kullanılmak üzere kan aracılığıyla
taşınırlar.
Ortalama yağsız yetişkin bir erkeğin vücut yağ içeriği yaklaşık %15, kadının
ise %25’dir. Elit dayanıklılık koşucularının vücut yağı daha azdır; buna rağmen
kaslarında birkaç gün boyunca düşük şiddette bir egzersize yetecek kadar yakıt
vardır.
Vücut bu enerjiyi nasıl kullanır
Koştuğumuzda kaslarımız hızımızla doğru orantılı olarak
enerjiyi kullanırlar. Eğer bu enerji kullanıldığı hızla tekrar yerine
konulmazsa aynı iş oranını koruyamayız ve yavaşlamak hatta durmak zorunda dahi
kalabiliriz.
Egzersiz sırasında çalışan kaslar depolanmış enerjiyi kinetik enerjiye ve ısıya
dönüştürürler. Bu kimyasal enerjinin (yakıt) mekanik enerjiye dönüştürüldüğü
içyakımlı bir motor gibidir.
Enerji, minyatür güç kaynakları gibi hareket eden kas hücrelerinin,
karbonhidrat ve yağ asitlerini oksijenli bir ortamda yakıp, ATP denilen bir
biyokimyasal madde üretmesiyle oluşur. ATP denilen bir biyokimyasal madde
üretmesiyle oluşur. ATP kasların çalışmasını sağlayan bir maddedir. Bu sürece
“aerobik metabolizma” denir çünkü oksijene gereksinim vardır.
ATP oksijensiz 6de üretilebilir, fakat bu durumda yağ değil
de karbonhidrat kullanılır. Bu sürece “an aerobik metabolizma” denir.
O zaman vücut bu iki farklı enerji üretim türleri arasında neye göre tercihte
bulunur? Bu birçok farklı ve değişken faktörlere bağlıdır.
Yakıt seçimini Etkileyen faktörler
Faktörlerden birisi egzersizin şiddetidir. Birçok sporda egzersizin şiddeti ve
böylece enerji gereksinimi farklıdır. Futbol ve tenis gibi oyunlarda kısa
süreli yüksek şiddetli dönemlerin yanı sıra düşük şiddetli dönemlerin yanı
sıra-düşük şiddetli dönemlerle birlikte, dinlenme dönemleri de olur. Koşu ve
bisiklet gibi sporlarda bile enerji ihtiyacı, tempoya rüzgar direncine ve
alanın topografyasına göre değişebilir. Enerji talebi değiştikçe, vücudun
kullandığı yakıt kaynağı da değişecektir.
Bireylerin egzersiz yapabilme kapasiteleri ve egzersize metabolik olarak
verdikleri cevaplar önemli farklılıklar gösterir; Bu da yakıtın nasıl
kullanıldığını etkileyecektir.
Çalışan kaslar da yakıt tercihlerinin belirlenmesini etkiler. Bazı kaslar
aerobik olarak çalışır bu, yakıt olarak karbonhidrat ya da yağ kullanabilirler
anlamına gelir. Diğerleri ise esas olarak anaerobik olarak çalışır, bu noktada
sadece karbonhidratları kullanabilirler: Antrenman bunu değiştirebilir.
Antrenman, kasların kandan daha fazla oksijen almasını mümkün kılar ve böylece
daha fazla aerobik enerji üretebilir.
Oksijen alım düzeyi
Oksijenin vücut tarafından bu şekildeki kullanımı, yakıt
kaynağı ve performans etkinliğinin belirlenmesi için anahtar faktördür. Bunun
neden böyle olduğunu spor uzmanlarının “VO2 maks” olarak adlandırdıkları bir
kavramı açıklarsak anlıyabilirsiniz.
Ne kadar ağır egzersiz yaparsak oksijen alımımızı artırmak içinde o kadar sık
nefes alınız –bu da daha fazla aerobik enerjinin üretilmesine izin verir. Fakat
oksijen alımımız için bir sınır vardır. Herkesin özel “oksijen alım düzeyi”, ya
da “VO2 maks” düzeyi vardır.
Spor bilim adamları “VO2 maks’a önemli bir gösterge olarak bakarlar. Bir
koşucunun oksijen alım kapasitesi kişisel VO2 maks’ının bir yüzdesi olarak da
ifade edilebilir. Bu rakam %VO2maks olarak adlandırılır ve egzersizin koşucuya
göre yoğunluğunu – yani bireysel sınırlarına ne kadar yakın olduğunu yansıtır.
İki kişi aynı hızda koşup aynı miktarda oksijen kullanıyor
olabilir, fakat egzersizin şiddetiyle ilgili farklı deneyimleri olacaktır. %VO2
maks’i daha yüksek olan kişi daha fazla stres hissedecektir.
%VO2 kişisel, ya da nispi bir egzersiz şiddetinin tanımıdır. Bu hız ya da
katedilen mesafe gibi objektif ölçümlerle karıştırılmamalıdır. Nispi egzersiz
şiddetinin tarif edildiği bu metodu, vücudun enerji üretim metodunu
değiştirdiği aşamayı belirlemek için kullanabiliriz.
Yakıt kaynaklarını değiştirmek
Şiddeti düşük egzersizlerde vücut aerobik olarak çalışır. VO2 maks’ın “50’sinin
altında yağ asıl yakıt kaynağıdır ve toplam enerji üretiminin yarısından çoğunu
karşılar.
Başka bir deyişle VO2 maks’ın %50’sinin üstünde bir şiddetle egzersiz yapan
kişide yağlar enerji olarak yeterli hızda serbest hale geçemiyebilir.
Yaklaşık VO2 maks’ın %60-65’inde yağ ile karbonhidratın etkisi hemen hemen
aynıdır. Bu düzeyin üzerinde yapılan egzersizde karbonhidrat temel yakıt olarak
kullanılır ve maksimumuma ulaşılabilirlik esastır.
İlave Enerji
Bir kişi koşu hızını arttırdığında, ya da hızını kesmeden
dik bir yokuşu çıkmaya çalıştığında, gerekli olan ilave enerji aerobik
metabolizma tarafından karşılanmayabilir. İlave enerji aerobik metabolizma
tarafından karşılanmayabilir. İlave enerji bu durumda anaerobik olarak
sağlanır, bu da karbonhidratların ilave oksijene gereksinim duymadan daha çabuk
parçalanmalarını sağlar. Çok kısa şiddeti yüksek egzersizlerde, örneğin 100m
koşularında, neredeyse enerjinin tamamı anaerobik olarak sağlanır.
Antrenman sporcuların daha uzun ve daha yoğun egzersiz yapmalarına olarak
tanır. Çok iyi antrenmanlı bir dayanıklılık sporcusu VO2 maks’ın %50 veya 60’ı
arasında iyi bir koşu süratini koruyabilir. Bu yüzden yağ depoları daha uzun
süre kullanılmaya devam edelebilir ve glikojen depoları çok daha ekonomik
olarak kullanılabilir.
Egzersizin süresi yakıt kullanımında diğer bir faktördür. Egzersiz geliştikçe,
çalışan kaslardaki glikojen depoları tükenir. Daha sonra koşucu egzersize devam
edebilmesine rağmen, enerji üretimi yağ asitlerinden sağlanır, bu durumda
sporcu yavaşlamak zorunda kalacaktır.
Vücut kan glikozundan da bir kısım enerjiyi
sağlayabilmektedir. Egzersizin sonuna doğru, kan glikozundan sağlanan enerji
oluşumu artar. Sporcular VO2maks’ın %60-80’inde 2-3 saat egzersiz yaptıktan
sonra veya oyun, spor dalları gibi tekrarlayan yoğun sprintlerden sonra kas
glikojen depolarının boşalmaya başlayacağını bilmelidirler.